Sicko

Bugün ikinci  kez  ünlü  Amerikalı belgesel yönetmeni Mıchael Moore’un, Amerikan Sağlık  Sistemi’ni  sorguladığı belgeseli Sicko’yu izledim. Konu  her  ne  kadar bizim  dışımızda  gibi  görünse  de bu belgesel, toplumların  en  önemli gereksinimlerinden  biri  olan  sağlık  hizmetlerinin  nasıl  para  kazanma  alanı  olarak kullanıldığını ve oluşturulan  sistemde kar  edebilmenin  insan  sağlığından  çok  daha  fazla önemsendiğini tüm  çıplaklığı  ile  gözler  önüne  seriyor.

Michael Moore’un 2007 Cannes Film Festivali’nde ödüllendirilen filmi “Sicko” (Hasta), Amerikan sağlık sistemini eleştiriyor ama bununla da kalmıyor, onun alternatifini somut olarak ortaya koyuyor. İnsanca bir yaşamın, ücretsiz sağlık ve eğitim sisteminin var olabileceğini gösteriyor.
Şu  an  mevcut  sistemde,  piyasada hakim  olan  sigorta  şirketleri  tarafından,  sisteme  dahil  olmak  için pek  çok  elemeden  geçen insanların,  sisteme  dahil  olduktan  sonra bile,  ciddi  rahatsızlıkları  durumunda,  sırf  şirketlerin  ödeme  yapmamak  adına nasıl  elenip, açıklarının  arandığı  canlı  tanıklarla  ve  yaşanmış  olaylarla  anlatılıyor. Sigortası  olamayan  bakıma  muhtaç  hastaların  hastaneler  tarafından   nasıl  sokaklara  terkedildiğini gösteren  görüntüler  de  var.
Amerikan sağlık sistemi parası olmayanı kapsamıyor, onu kaderine terk ediyor. Aynı zamanda da hükümet yetkilileri tarafından genel ve ücretsiz sağlık sistemine ve ücretsiz ilaç dağıtılmasına yönelik düşmanca söylemler ortaya atılıyor. Tüm bunların “sosyalizm” olduğu ve “Amerikan özgürlüğü”nü yok edeceği söylenmekte, örneğin Kanada’nın sağlık sistemi kötülenmektedir. Ücretsiz sağlık sisteminin uygulandığı Kanada’da hastaların tedavi için aylarca beklediği, doktor olmadığı vb. iddialar ortaya atılmaktadır. Bunun üzerine Kanada’daki hastaneleri gezen Moore, tam tersi bir durumla karşılaşır. Buradaki sağlık sistemi hızlı ve kaliteli bir şekilde yürütülmekte, tedavi masraflarını devlet karşılamaktadır. ABD’de olduğu gibi hastaneye getirilen bir kişinin parasına değil sağlık durumuna bakılmakta, kimse hastaneden alınıp yol ortasına atılmamaktadır. Bunun üzerine Moore, Fransa ve İngiltere’yi de ziyaret eder ve benzer durumlarla karşılaşır. Buralarda da kamu sağlığı ücretsizdir, insanlar hastanelere para vermemekte ve çok düşük bir fiyata ilaç satın almaktadırlar.
Moore’un en radikal hareketi ise 11 Eylül saldırılarından sonra enkaz altındakileri kurtarmaya çalışan bir grup itfaiyeci ve sağlık görevlisini ABD’ye göre yasadışı yollardan Küba’ya tedavi amaçlı götürmesidir. Bu insanlar, enkaz altından sağ kalanları çıkarmak için gönüllü olarak çalışmış ancak bir süre sonra solunum yetersizliği hastalıklarına yakalanmışlardı. Ama tedavi masrafları devlet tarafından karşılanmadı. Kübalı doktorlar bu insanları tedavi ettiler ve gereken ilaçları kendilerine sağladılar. ABD’de 200 dolara aldığı ilacın Küba’da 5 cent olduğunu gören sağlık görevlisi bir kadın öfke ve gözyaşları içinde isyan ediyordu. Moore, belgeselinde Küba’nın dünyanın en gelişmiş sağlık sistemlerine sahip olduğunu, hemen her sokağa bir sağlık merkezi düştüğünü, Küba’da çocuk ölümlerinin en az yaşandığını, ortalama yaşam süresinin de ABD’den uzun olduğunu bize gösteriyor. Aynı zamanda ABD’li kurtarma görevlilerini davet eden Kübalı itfaiyecilerin onları onurlandırmasını ve aralarında kurdukları kardeşçe ilişkiyi de gözler önüne seriyor.
Belgeseli  izleyince  Amerika’daki  yankılarını  merak  ettim  ve  araştırdım.

Moore’un tüm bu yaptıkları Bush yönetiminin öfkesini üzerine çekmeye yetmiş. İlk başta belgeselin gösterimi yasaklanmaya çalışılmış. Bu durum kamuoyu tepkisiyle önlenmiş ancak her ihtimale karşı filmin bir kopyası ABD dışında tutuluyor. Buna rağmen Michael Moore’a Küba’ya yönelik uçuş yasağını kırdığı için soruşturma  bile açılmış.. Moore bu belgeselin Bush ya da ABD karşıtı olmadığını söylemekle birlikte, bunlardan daha güçlü bir karşıtlık yaratıyor. “Biz neden bu hale geldik” diye başladığı soruları insanına önem vermeyen bir sistemi ve sistemi var eden tekelci sermaye gruplarını ve onların politik destekçilerini de sorgulatıyor. Moore, sadece sistemi eleştirmekle kalmıyor, onun alternatifini somut olarak ortaya koyuyor. İnsanca bir yaşamın, ücretsiz sağlık ve eğitim sisteminin var olabileceğini gösteriyor. Kendine özgü tarzı, mizahı ve kararlılığıyla saygı duyulacak bir çalışma ortaya çıkarmış.

Tüm  bunları okuyunca,   farklı  bir  sistemimiz  olsa  da bizde yaşanılan çarpıklıklar ve korkunç  durumlar  bir  film  şeridi  gibi  geldi  gözüme. Elbette benim  aklıma  gelen  örnekler bir  buzdağının  görünen  ufacık  parçaları  ama  insanın tüyleri  diken oluyor;
Neler  yok  ki  bizde  de:
Hastane  kapılarında  sürünen insanlar  fazlası  ile  sıradan  görüntü  bizim  için.  Bir  günde seksen  yüz  hastaya  bakmak  zorunda  olan olan doktorlar  da..
Sistemdeki  aksamalar yüzünden eczanelerden  ilacını  alamayan hastalar…
Aids mikrobu  taşıyan  kan  verilen  insanlar  mı  istersiniz.
Platin  yerine demir  protez  takılan hastalar mı…
Katarakt  ameliyatı  kampanyası  ile  kör  edilen  köylüler  mi…
Bir  hastanede küvezde   aynı  anda  ölen   bebekler  mi..
Acaba  bizde  de  bir  Roger Moore çıkıp  bu  konuları  cesurca  gözler  önüne  seren bir  belgesel yapsa,  kamuoyunda biraz  bilinçlenme  ve  hakkını  arama  isteği  oluşturabilir  miydi? Tabii  ki  bu  belgeseli  gösterebilecek  bir  tv kanalı bulabilirse…
Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Bozuk Düzen, Sosyal yaşam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s