İkilemlerle yaşamak

Böyle  bir  hayat  düşünün;

İçinizde dinmeyen bir  sızı..

Ama  siz doğru olanı  yaptığınızı  düşünüyorsunuz..

İçiniz  içinize  sığmıyor,  duvarlar  üzerinize  geliyor sürekli..

Ya  sokaklar?  Sokaklar  da  dar  geliyor…

Denizin  mavisi,  eski  evlerin  arasında  el  ele  yürüdüğünüz  parke  taşlı  iki yanı begonvilli   yollar, kır kahveleri, sinemalar, sahaflar, parklar, duraklar, tramvay,  kısacası bu  kentin   aklınıza  gelebilecek   her  köşesi  acımasızca  üzerinize  geliyor..Boğulacak  gibi  oluyorsunuz…

Yaptığı esprileri,  küçük  sürprizleri,  yol  kenarından    bir  çiçeği koparıverip uzatışı,  sizi  güldürmek  için  anlattığı  fıkralar, durakta  beklerken  bir  kaç  dakikalığına  kaybolup küçük  hoş  bir  hediye  paketi  ile  gelişi,  sinemada  koşarak  sıcak  kakao  alıp  ”üşüdüğünü  hissettim” deyişi  geliyor  aklınıza ,  gülümsüyorsunuz  ve  hemen  ardından  göz  yaşlarınız  süzülüyor  yanaklarınıza..

Birlikte  yaşlanmayı  hayal  edişinizi  anımsıyor daha  da  hüzünleniyorsunuz…

Öte  yandan  söylediği  yalanlar,  duyunca  şaşkınlıklar  içinde  kaldığınız  gerçekler geliyor  aklınıza  ve  her  şeye  rağmen onu   nasıl  büyük  bir  aşkla  sevdiğinizi  düşünüp  ikilemler  içinde  bocalıyorsunuz…

Evet  siz  doğru  olanı  yaptınız…

Yine  de  aklınız  başka,  yüreğiniz  başka  yöne  çekiştiriyor  sizi,   şaşkına  dönüyorsunuz..

Attığınız  her  adımda ,  baktığınız  her  yerde  yaşanmışlıklarınızı  görüyorsunuz ,  içiniz  yanıyor…Onunla  gittiğiniz  yerlerin  yakınından  bile  geçmek  size  en  büyük işkence oluyor…

Vücudunuzu  taşımak  artık  size  yük…

Şarkılara, şiirlere, gülümsemelere, hal  hatır  sormalara  bile  tahamül  edemiyorsunuz..

”İyi  değilim  işte!!  Paramparçayım,  dağıldım,  yok  oluyorum yavaş  yavaş,  uzak  durun  benden !”  diye  bağırasınız  geliyor…

En  büyük  handikapınız  kendi  iç  sesiniz ..

”Ama  sen  doğru  olanı  yaptın!”  diyen sesiniz… (Her  ne  işe  yaradı  ise  doğru  olanı yapmak)

Kendi  kendinize  bilge  kadın  edası  ile  telkinlerde  bulunmaya  çalışıyorsunuz:

Zamanla  geçer (Oysa  bir  an  bile  eksilmedi acın)

Bir  gün  gülümseyerek  anımsarsın  yaşadıklarını ( Bunu  yapabilmek  için taştan  bir  yüreğin  olmalı)

Yaşamak  her  şeye  rağmen  güzel( İşkenceden  hoşlanıyorsan  neden  olmasın)

O  bunu  hak  etmişti.(Peki  ya  sen?)

Eşinden  ilk  ayrılan  sen  misin?  Bak  o  çoktan  yeni  bir  hayat  kurdu. ( Kendinin  yapamayacağını  biliyorsun)

Sen  güçlü  ve mantıklı  bir  kadınsın( Yalan!! Koca  bir  palavra, olmadık zamanda, olmadık bir  yerde bağıra  bağıra ağlamak  isteyen, ”ben  seni  çok  sevdim” diye  bağırmak  isteyen bir  kadın)

Evden  dışarı  çıkamıyorsunuz; olmadık yerde,  olmadık  zamanda ağlamaktan  korkarak.. Dahası  boğazınızdaki  kocaman  yumrukla  dolaşmak  istemiyorsunuz…

Kalabalıklardan  nefret  edip yalnızlıktan  bunalıyorsunuz…

Onu  düşünmemeye  çalışıyorsunuz   ama  sabah  uyanınca  ilk  aklınıza  gelen  o oluyor. Size seslenişini,  yüzünün her  çizgisini, kokusunu deli  gibi  özlüyorsunuz…

Sevdiği  yiyeceklerin  yüzüne  bile  bakamıyorsunuz…Bir  yandan  da  şimdi  ne  yiyip  içtiğini,  sağlığını,  işlerini  düşünüp  merak  ediyorsunuz…. bir  yandan da  onun  sizi  hiç  düşünmediğini  var  sayıp  kahroluyorsunuz…

Tüm  bu  ikilemlerle  boğuşmaktan  yorgun  düşüyorsunuz…

Yaşamınızın  geri  kalanını  onu  düşünerek  geçireceğinizi  anlayıp  paniğe  kapılıyorsunuz…

”’Sakın  arama!’,   bir  daha  da  karşıma  çıkma”  diye  kendinizi bile  şaşırtan  kararlıkla  söylediğiniz   sözlere  rağmen  iki  satır  haberini  almak  için  neler  verebileceğini   düşünüp  kendinize  kızıyorsunuz..  Belki  telefon  eder  diye  o  hiç  sevmediğiniz  ve  hiç  benimseyemediğiniz  cep  telefonunuzu   hiç  yanınızdan  ayırmıyorsunuz…

Kimseyi  onun  yerine  koyamıyorsunuz..  Düşüncesi  bile  midenizi  bulandırıyor..

Uzaktan  birilerini  ona  benzetip  gözyaşlarınızı  tutamıyorsunuz…

Öfke  ile   yok  ettiğiniz  fotoğrafları,  mektupları için  içiniz  yanıyor.  Her  akşam   ondan  kalan  her  şeyi  atmaya  karar  verip  her  sabah  onlara  sevgi  ile  dokunuyorsunuz…

Sizi  bunaltan  yersiz  kıskançlıklarını  bile  özlüyorsunuz..

Kısacası ;

Ne  gece,  ne  gündüz, ne  evde  ne sokakta,   ne  kalabalıklata  ne yapayalnızken huzuru  bulamıyorsunuz,  her  an  yokluğunuzu  nasıl  doldurduğunu  düşünüp  kahroluyorsunuz…

Dahası,  bundan  böyle  artık  onu  hiç  göremeyeceğinizi,  sesini  hiç  duymayacağınızı  düşünüp  kapkaranlık  bir  girdapta yavaş  yavaş yok    olduğunuzu  hissediyorsunuz…

Ama  siz  sonuçta  doğru  olanı  yaptınız,  öyle  ise  buyrun;  ikilemler  içinde  yaşayın  bakalım….

Bu  yaşamaksa….


Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under İnsan İlişkileri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s